Aile sosyolojisi

Aile Sosyolojisinin tanımına geçmeden önce aile kavramından kısaca bahsedelim. Aile tek bir hanenin halkını oluşturan hukuki ya da kalıtımsal olarak birbirine bağlı bireylerin oluşturduğu gruptur. Aile içindeki bireyler maddi-manevi paylaşım içinde oldukları gibi aynı zamanda ortak bir kültüre de sahip olurlar. İnsan hayatında aile diğer canlılarda olduğundan daha büyük bir yere sahiptir. Bunun başlıca sebebi insanın yardıma muhtaç bir çocukluk geçirişidir. Örneğin insan gibi memeli sınıfına giren kaplanlarda yeni doğan yavru 18 ay içinde bağımsız hale gelir. İnsan yavrusunun aileden bağımsız hale geldiği süre ise bundan kat kat fazladır. Bu yüzdende insanda, aile bir arada kalmak ve çocuğu dış dünyaya hazırlamak zorundadır. Medeniyet ile birlikte bu süre artmış ve aile ömür boyu bireyin hayatında yer edinmeye başlamıştır.

Aile Sosyolojisi de yukarıda bahsi geçen aile kavramının görevini, yapısını, aile üyelerinin rollerini, statülerini ve ailenin bulunduğu toplumun sosyal bağlarını inceler. Bu incelemeye ailenin niteliklerinin zaman içindeki değişimi de dahildirBazı sosyologlar aile kurumundaki değişimler-bozulmalar ile toplumdaki ahlaki dengesizliklerin bağlantılı olduğunu idda ederler.
Bu bozulmalar ile bütün ahlaki dengesizlikleri açıklayamayacak olsak da bazılarını açıklığa kavuşturabiliriz.

Bu değişimler-bozulmalar medeniyetin getirilerindendir. Ailede anne ve babanın otoritesinin azalması bu getirilerin başında yer alır. Bunun sebebi yeni çağ gençlerinin eskilerin hayal bile edemeyeceği imkanlara sahip olması ve bu imkanları gene eskilerin hayal dahi edemeyeceği
bir özgürlükle kullanabilmeleridir. Bu yüzdendir ki anne ve babanın bıraktığı otorite boşluğunu kurumlar ve medya doldurmaktadır. Artık kadın eski ev hanımı rolünden çıktığı ve ”iş kadını” rolüne büründüğü için çocuk ana okuluna gönderilir. Böylece çocuk üzerinde anne değil de okul aktif rol oynar. Bir değişiklikte baba figüründedir. Eskiden olduğu gibi çocuk kendine babasını değil de bir film yıldızını ya da kendinden yaşça büyük başka birini idöl edinir. Anne ve babasının sadece işten eve gelmiş yorgun halini gören çocukta manevi bir boşluk oluşacak, bu boşluğu da yukarıda bahsettiğimiz(öğretmen, film yıldızı) gibi insanlar dolduracaktır.

Ahlak Sosyolojisi

Ahlak kelimesini etimolojik olarak ele alacak olursak arapçada ”huluk”a,  yunancada ”ethos”a, latincede ise ”mos’a dayandığını görürüz. Köken olarak huy, tabiat anlamlarına gelen ahlak, bireyin toplum içindeki davranışlarının ”doğru” veya ”yanlış’ olarak değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme bireyin bulunduğu toplumun başlangıcından sonuna kadar sürekli değişim gösterir. Ahlak Sosyolojisi de bu kavramların ölçütlerini ve zaman içindeki değişimlerini inceler.

Bu dalın önde gelen isimlerinden Emile Durkhaim sosyolojinin temeline ”ahlak” kavramını koymuştur. Ona göre ahlak var olmadan toplumda var olamaz dolayısıyla ”toplum bilimi” denilen sosyoloji bu kavramı baş konusu yapmalıdır. Toplum oluştuğu andan itibaren ödüllendirme ve cezalandırma yöntemi ile bir otoriteye dönüşür ve yukarıda da belirttiğimiz gibi bireylerin davranışlarını ”doğru” veya  ”yanlış” şeklinde yargılar. Bu yargılar toplumun var olduğu andan yok olduğu ana kadar sürekli değişim gösterir. Bu değişime yön veren ise toplumun oluşturduğu inançlar ve adetler sistemi yani kültürdür. Durkhaim’a göre bilim adamı bu sistemi nesnel bir şekilde incelendikten sonra mevcut durumu iyileştirmek adına tavsiyelerde bulunmalıdır. Ona göre bu tavsiyeler olmaz ise hiçbir bilimsel çalışma en küçük bir çabaya bile değmez.(Bazı sosyologlar Durkhaim’ın görüşünün araştırmanın sonuna müdahaleyi de koyduğu için Ahlak Felsefesine kaydığını düşünüyor.)